« Önceki |

16/7/2009

Farklı bir dünya ...

Bu ülkede biz düzenin içine sıkışmışız , dönen çarkın arasında bir o yandan bir o yana kaçışıyoruz , dışarı çıkanlar çarkın dişlileri tarafından ezilip un ufak ediliyor , içerde kalmayı başaranlar koşmaktan , kaçışmaktan , ayak uydurmaktan yoruluyor , bitap düşüyor daha ellisinde yaşlanıyor bu ülkede , kocaman bir çark var ve bundan seneler seneler önce dönmeye başlamış , çarktan ayrılanlar oluyor yeni katılıp o çarkı keşfetmeye çalışanlar , Türkiye de yaşamak sanattır. Sadece basit kurallarla , birkaç ayrıntıyla elde edilen bir birikimle , tecrübeyle yaşamak değil bu , düpedüz sanat icra etmek burada yaşamak. Herkesin hayatı burada ucuzdur , 9 yaşında bir çocuk nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla vurulur burada , genç bir kız kesilir , şüpheli ikiyüz gündür yakalanamamıştır bu ülkede aynı anda başka bir karede polise taş attığı gerekçesiyle haklarında onlarca yıl dava açılan mini mini çocuklar vardır. Başka bir çocukta orta okulda Atatürk hakkında yaptığı bir şakadan dolayı mahkemeye verilir gözü dönmüşler tarafından . Burada yaşamak kolay değildir öyle , hukuk devletidir burası ama askerlerin yaptığı bir anayasayla yönetilir , ülkenin en çağdaş partisi diye milyonların peşinden koştuğu parti bu ülkede o anayasa değişmesin diye öyle çaba gösterir ki şaşırırsın , kalakalırsın televizyonun başında. Bu sistem öyle bir sistemdir ki düzeltmek için uğraşırsın bir yeri , sonra bakmışsın ki sen değişmişsin , bu insanlar öyle bir uyutuluyor ki uyandıklarında sersemlemiş halde zaten itiraz edemez kıvama getirilmiş durumdadırlar. Öğrencisi , işçisi , kadını , erkeği , çocuğu , yaşlısıyla şiddet sever burada insanlar , silah onların ya namusu ya da övünç kaynağıdır , şereftir silah onlar için , en ufak bir tartışmada çıkarıp sıkmakta tereddüt bile etmezler . En ufagından en büyüğüne şiddetle büyürüz , şiddet görürürüz , şiddet uygularız . Yardımseverliğimizle övünür , gelen turistleri ya tecavüz ederek öldürür ya taciz ederek kaçırırız bu ülkeden. Fakirimiz bir başka fakiri kandırır parasını alır burada , zenginimiz fakiri hortumlayarak parasına para katar burada.Alışmadın mı hala , sindirilmedin mi , duyarsızlaşmadın mı ? O zaman alış burası farklı bir dünya 

16/7/2009

Farklı bir dünya ...

Bu ülkede biz düzenin içine sıkışmışız , dönen çarkın arasında bir o yandan bir o yana kaçışıyoruz , dışarı çıkanlar çarkın dişlileri tarafından ezilip un ufak ediliyor , içerde kalmayı başaranlar koşmaktan , kaçışmaktan , ayak uydurmaktan yoruluyor , bitap düşüyor daha ellisinde yaşlanıyor bu ülkede , kocaman bir çark var ve bundan seneler seneler önce dönmeye başlamış , çarktan ayrılanlar oluyor yeni katılıp o çarkı keşfetmeye çalışanlar , Türkiye de yaşamak sanattır. Sadece basit kurallarla , birkaç ayrıntıyla elde edilen bir birikimle , tecrübeyle yaşamak değil bu , düpedüz sanat icra etmek burada yaşamak. Herkesin hayatı burada ucuzdur , 9 yaşında bir çocuk nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla vurulur burada , genç bir kız kesilir , şüpheli ikiyüz gündür yakalanamamıştır bu ülkede aynı anda başka bir karede polise taş attığı gerekçesiyle haklarında onlarca yıl dava açılan mini mini çocuklar vardır. Başka bir çocukta orta okulda Atatürk hakkında yaptığı bir şakadan dolayı mahkemeye verilir gözü dönmüşler tarafından . Burada yaşamak kolay değildir öyle , hukuk devletidir burası ama askerlerin yaptığı bir anayasayla yönetilir , ülkenin en çağdaş partisi diye milyonların peşinden koştuğu parti bu ülkede o anayasa değişmesin diye öyle çaba gösterir ki şaşırırsın , kalakalırsın televizyonun başında. Bu sistem öyle bir sistemdir ki düzeltmek için uğraşırsın bir yeri , sonra bakmışsın ki sen değişmişsin , bu insanlar öyle bir uyutuluyor ki uyandıklarında sersemlemiş halde zaten itiraz edemez kıvama getirilmiş durumdadırlar. Öğrencisi , işçisi , kadını , erkeği , çocuğu , yaşlısıyla şiddet sever burada insanlar , silah onların ya namusu ya da övünç kaynağıdır , şereftir silah onlar için , en ufak bir tartışmada çıkarıp sıkmakta tereddüt bile etmezler . En ufagından en büyüğüne şiddetle büyürüz , şiddet görürürüz , şiddet uygularız . Yardımseverliğimizle övünür , gelen turistleri ya tecavüz ederek öldürür ya taciz ederek kaçırırız bu ülkeden. Fakirimiz bir başka fakiri kandırır parasını alır burada , zenginimiz fakiri hortumlayarak parasına para katar burada.Alışmadın mı hala , sindirilmedin mi , duyarsızlaşmadın mı ? O zaman alış burası farklı bir dünya 

3/2/2009

Felek

Fuzuli şöyle der:
Beni kararım ile koymaz oldun ey gerdûn
Yeridir âhım ile versem inkılâb sana
“A felek! Bende dur durak, huzur ve karar bırakmadın; artık ettiğim âhlar ile sana inkılab versem yeridir, bunu hak ediyorsun!”

Şair, feleğin durmaksızın dönmesini devamlı bir hareket hali farz ediyor ve dünyada nefes alacak kadar olsun bir rahat ve huzur bulamamasının sebebini işte bu dönekliğe bağlıyor. Hakikatte felek (yedi kat gökler) ve içindeki yahut üzerindeki her şey durmadan dönmektedirler. Bu dönüş kainatın varlığı için tabii bir netice olduğu halde Fuzuli ona bir hüsn-i ta’lil yoluyla “Bende huzur ve karar bırakmadın!” sitemini yüklüyor, ardından da bir intikam hissiyle “Artık sana bir inkılab verirsem şaşırma, bunu hak ediyorsun!” tehdidinde bulunuyor. İnkılâb, “bir şeyi bir halden başka bir hâle koyma, gidişatını değiştirme” demek olduğuna göre soru şu; acaba Fuzulî âhı ile onu nasıl değiştirecektir?
El-cevab: Yel değirmeni mazmunu ile...
İmdi, felek bir çark gibi düşünülür ve çark-ı felek diye anılır. Modern zamanların lunaparklarında görülen dönme dolaplara eskiden çark-ı felek denilirdi. Malum, dönme dolap içindekilere hiç durmadan başka görüntüler sunar, böylece iyilik-kötülük, güzel-çirkin, uzak-yakın, yüksek-alçak, aydınlık-karanlık gibi zıtlıklar dönme dolabın o inişleri ve çıkışları arasında değişir durur. Bunun insan hayatına yansıması bir böyle, bir şöyle; bazen iyi bazen kötü biçiminde olur. Fuzulî, feleğin işte bu tavrını esas alıp şeklini de yel değirmeninin çarkına benzeterek “âh”ı ile onu döndürme, yani ona inkılab verme gücünü kendisinde hissediyor. Yani ki bir âh edecek ve o âhının oluşturduğu rüzgar feleğin çarkını döndürecek, böylece dünyada gece ise gündüz, gündüz ise gece olacak ve inkılab gerçekleşecektir. Ancak bu öyle bir rüzgardır ki, âşıkın gönlündeki ateşin kıvılcımlarla dolu dumanını taşıdığı için tozu dumana katan bir kasırganın, tabii afete dönüşmüş bir rüzgarın, helak edici bir fırtınanın habercisi olarak karşımıza çıkar. Nitekim felek bunca zamandır şaire bir huzur ve karar vermediği için de bunu hak etmiş görünmektedir.
İnkılâb kelimesinin astronomideki anlamı “güneşin dünyadan en uzakta bulunma hali”dir ki bu bize şairin, feleğin en belirgin göstergesi ve göz önünde olan mücessem hali olarak güneşi aldığını ve âhının rüzgarıyla onu dünyanın dışına, ufuklara iterek veya sürgün ederek kendinden uzaklaştırma çabası içinde olduğunu gösterir. Öyle ya, güneş doğarken ve batarken, yani gece veya gündüz olup inkılab gerçekleşirken hep ufukta, kızıllıklar içindedir. Bu da şairin ağzından çıkan âhların ateş derecesini gösterir. Öyle bir ah ki, rüzgarı ufukta güneşi ve feleği tutuşturuyor, kızıllıkların yangınını meydana getiriyor.
Güneşin doğuş veya batışı esnasında kızıllıklar içinde şuaları, ufkî (yatay) değil şakulî (dikey) olup kursun iki tarafında 45 derece ile dikey bir çizgi gibidir. Elif harfine benzeyen bu çizginin yanına, he harfine benzeyen güneş yuvarlağını koyarsanız eski alfabemize göre “âh” okunur.
Güneşin kızıllıklar içinde doğup batması, yani gece ile gündüzün inkılabının bir devrim misali yangınlar ve kasırgalar içinde gerçekleşmesi bahsini, ince hayallerin şairi Nailî de şu beytinde gösterir:
Âb-ı ruhunla edüp dilleri ser-germ-i âh
Dâmen-i zülfün sabâ şu’le-tırâz eylemiş
“Ey sevgili! Sabâ yeli, senin yanağının suyu (yüzsuyu ve parlaklığı) ile âşıkların gönüllerini âh-vaha düşürüp (onları yakıp yandırıp) zülfünün eteklerinde alev işlemeli bir desene dönüştürmüş.”
Şair, âşıkların gözyaşları içinde aşk ile yanan gönüllerini birer alev yumağına çeviriyor, sonra onları, yanağı bahar olan sevgilinin zülfünün eteklerine sürgün ettiriyor, bahar ile suyu birleştirip sellere dönüştürerek sürgünün gücünü artırıyor, sevgilinin zülüfleri topuklara kadar uzandığı için de alev alev tutuşmuş gönülleri o topukların çevresinde birer gül demeti gibi biriktiriyor, böylece XVIII. yüzyılın modası olan eteği gül desenli kadın kıyafetlerini bize resmediveriyor. Ufuktaki kızıllığa feleğin eteği gözüyle bakıp sonra da âşıkların âh ile coşan gönüllerindeki aşk yangınlarını ufukta biriktirerek böyle bir desen çizmek, sevgilinin geceye benzeyen siyah zülfünün eteklerinde alevle işlenmiş bir gül deseni hayal ederek hayali kırk yarmak başka hangi millette bir şairin aklına gelir ki?!..
BERCESTE
Uğrarız sadmesine her gelenin
Bu da bir sadmesi bir hergelenin
Laedrî
sadme: çifte, tekme.

 

İskender Pala

 

7/1/2008

Iron Maiden



İngiliz heavy metal grubu olan Iron Maiden'ın kuruluşu , West Ham United takımı taraftarı Steve Harris'in bas gitara başlamasıyla ve müzik yapmak istemesiyle başlar. 1975 yılında kurulan grup , kadro değişiklikleriyle 1978 yılında Steve Harris (Bas gitar), Dave Murray (Gitar), Doug Sampson (Bateri) ve Paul Di'Anno (Vokal) olarak grubun temel taşlarını yerlerine oturturlar. Grup 79'da "The soundhouse tapes" adlı Ep'yi satısa cıkarır , 5000 kopya satan bu albumden sonra yine kadroda bazı değişiklikler yaşandı.
1980'de kendi adlarını taşıyan ilk albumlerine imza attılar.. Albumde dikkat ceken sarkılar"prowler" , "remember tomorrow" ve "Charlotte the harlot" oldu .
1981'de Killers albumu çıktı , ilki kadar başarı sağlayamadı ve konserlerde alkole kendini iyice kaptıran Di'Anno grupla anlaşamayıp ayrıldı. Onun yerine vokale Bruce Dickinson geldi ve efsanenin gelişi hissedildi.
1982'de heavy metal tarihine bomba gibi düşen album geldi " The Number of the Beast" . Bruce Dickinson'un muhtesem sesi ve grubun artan uyumu , gruba başarı getirmişti...
1983'te 4. albüm "piece of mind" çıktı ve grup İngiliz milliyetçiliği yapmakla suçlandı. 1984'te Powerslave albümleri piyasaya sürüldü . 1985'te konser albümü Live After Death çıkarken , 1986'da grup içinde anlaşmazlık ve tartışmalara sebep olan albüm ortaya çıktı "Somewhere in Time" .
Steve Harris bu sıralarda "Killers" tarzı bir albüm çalışmaları daha yapmak isterken Adrian Smith bu konuda Harris'le hemfikir olmayınca , gruptan ayrıldı.
1990'da çıkan "No Player of the Dying" beklenen ilgiyi görmese de , iki sene sonra çıkan Fear of The Dark albümü ve aynı isimli parça Iron Maiden denince akla gelen parcaların başında geldi. Büyük başarılara rağmen grupta yine bir anlaşmazlık çıkmış ve Bruce Dickinson gruptan ayrılmıştı. Onun yerine vokale Blaze Bayley geçmişti.
1995 çıkan The X Factor albümü grubun başarısına bir yenisini ekledi. Hemen ardından 96'da toplama albüm "Beast of the Beast" geldi. 1998'de "Vırtual XI" albumunun satışları düş kırıklığı yaşatırken, 1999'da Bruce Dickinson ile birlikte Adrian Smith'in gruba yeniden dönmesi sevinç yarattı.
2000'de yine efsane kadroyla Brave New World albümü büyük ilgiyle kaşılandı , ve grup düzenlenen turnelerle o eski günlerine yeniden döndüğünü gösterdi.2003 yılında "Dance of Death" albümü geldi , ve grup turnelerine devam etti.
Grup daha sonra 2006 yılında "The Reincarnation of Benjamin Breeg" single'nı fanlarıyla buluşturdu.


11/8/2007

Ödüllü Fotoğraf ( 1968 )



1968 Eddie Adams, ABD

1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...

 

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı